Karabibik

Kitabın Adı: Karabibik
* İlk Baskı: 1890 (Bazı Kaynaklarda 1891)
Türü: Uzun Hikaye (Bazı kaynaklarda Roman olarak geçiyor)
Yazarı: Nâbizâde Nâzım
Hazırlayan: Salih Bora
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları – Türk Edebiyatı Klasikleri (49)
Baskısı: 1. Baskı – Ekim 2020 (İstanbul)
Cilt – Sayfa Yapısı: Karton Kapak – 3. Hamur Kitap Kağıdı
Sayfa Sayısı: 48
Boyutları: 12,5 x 20,5
ISBN Kodu: 978-625-405-140-1

Nâbizâde Nâzım’la tanışmamı sağlayan Karabibik, Tanzimat Edebiyatı’nın temel taşlarından, edebiyatımıza silinmez ayak izleri bırakan bir kalem ustasının Zehra ile birlikte en çok bilindik eseri.

Kaş’ın Beymelek köyünde toprağını ekip biçerek, kızıyla beraber kıt kanaat yaşamaya çalışan ve tek hayali bir çift öküz olan Karabibik’in üzerinden, Osmanlı’nın son dönemlerindeki köy yaşamının ve köylülerin sorunlarının, kendi dillerinden olduğu gibi aktarıldığı bu uzun öykü, edebiyatımızın ilk gerçekçi köy romanı kabul ediliyor.

1889 yılında Antalya’nın Kaş ilçesinin topoğrafyasını çıkarmak üzere yüzbaşı olarak Beymelek’te kaldığı dönemde oluşturmuş bu eseri Nâzım. Antalya’nın köylerini gezerek araştırmalar yapmış, köylünün yaşamı, dili, sorunları hakkında bilgi edinmiş olup, bu edinimlerini Karabibik‘e aktararak dönemin sosyal, kültürel ve ekonomik şartlarını gösterir bir belgesel de ortaya koymuş olur.

Osmanlı aydınları arasında yoğun bir şekilde romantizm-realizm yaşandığı o dönemlerde Nâbizâde Nâzım, Karabibik’in “Karime” başlıklı sunuş yazısında “Hakikıyyun mesleğinde yazılan roman mütalaa etmemiş iseniz işte size bir tane ben takdim edeyim” diyerek, hem safını belli etmiş hem de edebiyatımızda artık realizm ve natüralizmin başladığını müjdelemiştir.


İlk olarak 1307 (1890) yılında Asır Kütüphanesi tarafından İstanbul’da basılmış olan Karabibik, bugüne kadar birçok yayınevi tarafından defalarca basılmış. İlk baskı tarihi olarak bazı kaynaklarda 1890, bazılarında ise 1891 olarak belirtilmiş. Ben aşağıda ki kapakta da görülen 1890’ı esas kabul ettim.

Karabibik (1890)
İstanbul, 1307/1890. 40 s. 1. Baskı (Kaynak:www.paramezat.com)

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi ve Dergâh Yayınları orijinal metni Latin harflerine aktararak yayımlamışlar. İlk başlarda okuması zor gibi görünse de kapsamlı dipnot desteğiyle bu zorluk aşılmış gibi.

Okumasını yaptığım bendeki baskısı İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış olanı.


Başlarken:

Kitabın kütüphaneme katılması ile ilgili bir not bulamadım. Oysaki kitapların iç kapaklarına edinme tarihimi ve nereden aldığımı yazar, varsa faturasını da kitabın arasına koyarım ama bu kez yapmamışım.


Hoş bir ön kapak tasarımı bulunan kitabın arka kapağında kitabın önemine ve içeriğine ilişkin notla birlikte Nâbizâde Nâzım’ın küçük bir kısa yaşam öyküsü var.


Eseri günümüz Türkçesine uyarlayan Salih Bora. İç kapakta yaşam öyküsüne ilişkin kısa bir not bulunuyor. Burada okuduğuma göre halen Nesin Yayınevi’nin genel koordinatörlüğünü yürütüyormuş. Adını Aziz Nesin okumaları için program yaparken Ömrüne Sığmayan Adam Aziz Nesin 1915-2015, Yazılmamış Özyaşam Öyküsü kitabıyla duymuştum. Aziz Nesin okurlarının mutlaka okuması gereken bir kitap olarak, okuma listeme aldığım bir kitaptı.

Karabibik’in girişine iki sayfalık bir “Sunuş” yazan Salih Bora sosyo-kültürel bir topografya çalışması olarak nitelediği bu eser için, “Nâbizâde Nâzım’ın savunduğu fikirlerin bir uygulaması, somut bir eserle ortaya konulmasıdır. Romanına mekân olarak bir Anadolu köyünü seçmekle, he köy hayatına yabancı olan okuru bilgilendirmeyi, hem de yöreye özgü dil özelliklerini kayda geçirmeyi amaçlamaktadır” notunu düşmüş.


Nâbizâde Nâzım da iki sayfalık “Karime (Okurlarıma)” başlıklı sunuş yazısında (Karabibik, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, 2019), gerek dönemin edebi bakışına dair ipuçları vermekte, gerek yer aldığı realizm anlayışına dair savunmasını, gerekse de kitap hakkındaki açıklamalarını aktarmaktadır:


Okurken:

27 sayfalık bu roman/uzun öykü beş bölümden oluşuyor: Birinci bölümde Karabibik ve köylülerin harım etmesi, tarla sürmesi; ikinci bölümde Karabibik’in ev yaşamı ve kızıyla olan diyalogları; üçüncü bölümde Karabibik’in bir çift öküz alabilmek adına kredi bulmaya çalışması, Demre halkının yaşamı, dönemin ticari hayatı; dördüncü bölümde öküzleri almış Karabibik’in çalışması, kızının evlenmesi, köydeki düğün; beşinci bölümde de Karabibik’in hastalığının yeniden nüksetmesi, doktora gitmesi, doktorun karısının cilveleri anlatılmıştır.

Öykünün esas kahramanı, ismi belirtilmemiş Karabibik lakaplı bir köylüdür. Köy yerlerinde böyledir, çoğu zaman lakaplar ismin önüne geçer. Kitapta yer alan bir kaç tanesi gibi Köşkarlı Yusuf, Boduroğlu Ahmet, Koca İmam… Hatta isimler unutulur da lakaplar kalır, ismiyle çoğu kişi tanıyamaz bile anılan kişiyi. Bize de “Yörük İdrisler” derlerdi mesela. Kendimizi tanıtacağımız zaman bunu mutlaka başına ekler sonra babamızı kendimizi söylerdik, yoksa kimse çıkaramazdı.

Karabibik, babası Koca Osman’dan kalan tarlanın dört dönümünü satmak zorunda kalmış, kalan sekiz dönümüyle da yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Öykü de bu tarlasının anına harım etmesiyle başlar. İki tarla arasında kalan sınırlara çoğu yerde “an” denilmekle birlikte bizim oralarda anız diye geçer. Ama buralara çit çekme işi bizlerde pek olmaz. Domuzu bol olan yerlerde yapıldığını duymuştum ama görmüşlüğüm yok. Muhtemelen hayvanların ekinlere girmesine engel olunamadığından bu iş yapılmakta. Zahmetli de iş, önce sağlam ağaçlardan kazık yapacaksın sonra onun aralarına duvar örer gibi ağaç dalları, çalılarla çit yapacaksın.

Çoğu zaman bir kaç kişi birleşip bizde de “ortakçı, yarıcı” gibi durumuna göre anılan ekin ortaklığına girmektedir Beymelekte de. Karakahyaoğlu Ali Çavuş’la Hatip gibi. Köylünün tek başına ekim yapmaya gücü yetmeyince bir şekilde ekip dikebilmek için böyle birlikte hareket etmek durumunda kalıyor. Sonunda sıkıntılar çıkacağı ihtimali yükse olsa da başkaca bir çaresi de olmaz. Genele böylesi durumlarda bütün ortaklar kendinin mağdur olduğunu düşünür. Düşünce de kalsa sorun yok da, kavgalarla da bitmektedir.

Karabibik tarafında da durum çok farklı değildir. Sekiz dönüm tarla nedir ki. Öküz kiralayıp tarla sürmeyle başa çıkılmaz olmuştur. Artık toplanan hasat bir sonraki ekimi kurtarmamaktadır. Bu yüzden sürekli olarak köylü tefecilerden borç etmeye başlamıştır. Bu yüzden bir çift öküz sahibi olmak Karabibik’in tek hayalidir. Bir de kızı Huri’yi evlendirmek… Hatta onun durumu bile öküz alabilmekle ilişkilidir. Öküzleri olan biriyle evlendirip bu işi bedavaya getirmeyi bile düşünmektedir.

Bir Hıristiyan köyü olan Demre’deki tüccar Malaksuzoğlu Anderya, kıt kanaat geçinen köylüyü kendine bağlamış habire kanını emmektedir. Üç ay hiç evden çıkmadan yatacak derece hastalanınca bu borçlar ödenemediği gibi giderek artmıştır. Başka gidecek kapısı olmayan bütün köylüler gibi öküzlerin parasını da ondan almak durumunda kalmıştır Karabibik. Yannis ile Anderya arasında çok gidip gelmiş daha fazla para alabilmenin peşine düşmüşse de nihayetinde yine Anderya’nın eline kalmıştır. Osmanlının gayrimüslimleri askere almama politikasından dolayı, Anadolu halkı savaşlardan yorgun ve yoksul düşmüş gayrimüslimler ise bu esnada varlıklarını artırmışlardır.

Demre anlatılırken Nâzım buraya dair belgesel nitelikte bilgiler de sunmaktadır. Hz. İsa’dan belki de ondan daha eski olan ibadethaneden, toprağa gömülü tiyatrodan, birbirine benzeyen küçük bahçeleri olan camsız evlerden bahseder. Bütün belde halkının kilisenin 75 dönümlük bahçesinde sebze ekimi yaptığı belirtilmiş. Kilisenin halk üzerindeki etkisi, halkın birbiri ile olan tutkunluğu açıkça anlatılmış.

Karabibik’in bir de kızı vardır: Huri… Otuzlu yaşlarındadır, tembel biridir, çirkindir, bir ayağı da aksamaktadır. Annesi doğumundan hemen sonra tifodan ölünce kendisine komşuları Halil Hoca’nın karısı Gülsüm Hatun Huri’ye süt analık etmiştir, sahip çıkmıştır. Allahtan Yosturoğlu’nun yeğeni Hüseyin’le ister de evde kalmaktan kurtulur. Köy yerlerinde kızların daha 15-17 yaşlarında evlendikleri düşünülürse otuzlu yaşlar evde kalmışlık demektir. Düğünle ilgili kısa da olsa verilen detaylar dönemin sosyal yaşamına dair ipuçları vermektedir.

Doktorun karısı Linardi’nin saf ama şımarık karısı Eftelya, erkeğine koşulsuz itaat eden, sinik Türk köylü kadının aksine baskın bir karakterdir. Karabibikle de cilveleşen bu kadın doktoru elinde oynatmaktadır.

Karabibik nihayetinde kötü, zayıf, çelimsiz birinin de bir gözü kör olsa da öküzlerine kavuşur, tarlasında onlarla çift sürerken görürüz. Borç harç da olsa hayallerini gerçekleştirmiştir. Akıllıca olmadığını o da bilmektedir bu alışverişin ama başka da yapacak bir şeyi yoktur.


Roman/uzun öykünün sonunda kısa bir sözlük bulunuyorsa da, köy kökenli olmaktan kaynaklı olsa gerek birkaç kelime dışında ben sözlüğe ihtiyaç duymadım. Genç okurların bir çok kelimeye yabancı kalacağını düşünerek kitabın içinde yer alan dipnotlara ilave sözlüğün onlar için yararlı olacağına inanıyorum.

Bir de sözlükten sonra, kitapta adı geçen yerlerin okuyucu gözünde daha bir canlanabilmesi için bölgenin haritası konulmuş.

Kitabın en sonunda da İş Bankası Kültür Yayınları’nın Türk Edebiyatı Klasikleri serisinden çıkan kitapların bir listesi yer alıyor.


Bitirirken:

Bir çırpıda okunup bitiveren Karabibik‘i bir kaç açıdan değerlendirmekte fayda var:

İlki, o döneme kadar İstanbul köşklerinde yalılarında yaşanan aşkları, kaçamakları, eğlenceleri, entrikaları anlatan eserlerin aksine Anadolu’nun bir fakir beldesi, buranın yoksulluklarla geçen yaşamları seçilmiş. Üstelik de bunlar aktarılırken kurgusal kimlikler yerine doğrudan gerçek kişiler seçilmiş. Böylece realizm (gerçekçilik) ilk kez edebiyat dünyasından içeri girmiş, ilk gerçekçi köy romanı yazılmış olur.

İkincisi, Osmanlı’nın İstanbul’dan ibaret olmadığı, çoğu savaş, cephe nedir bilmeyen, İstanbul dışında bir yer görmemiş olan şehir insanına savaşlardan yorgun düşmüş, yoksullaşmış, eğitimden, sağlıktan yoksun kalmış Anadolu halkı tanıtılmıştır.

Üçüncüsü, gerek coğrafi bilgiler, gerek sosyokültürel yapı, gerek toplum katmanları hakkındaki bilgilerle Anadolu belgeseli olmakta, doğrudan aktarılan konuşmalarla da dilbilimsel bir nitelik taşımaktadır.


Ayrıca:

Karabibik o kadar çok etkilemiş ki o yöreyi, Beymelek’te (Demre/Antalya) her yıl Mayıs – Haziran aylarında “Karabibik Şenliği” düzenleniyormuş. Beldedeki kültür merkezi de “Karabibik Kültür Merkezi” adını taşıyormuş.

Antalya Beymelek 17 Karabibik Bahar Şenlikleri 2012

Ayrıca, Nâzım’ın romanı yazarken kaldığı taş ev restore edilerek “Karabibik Evi” adıyla turistik konaklama tesisine dönüştürülmüş, 2 oda ve 4 yatakla hizmete verilmiş.

Karabibik’in Taş Evi (Kaynak: www.haberler.com)

Antalya Devlet Tiyatrosu’ndan Hüseyin Erdoğan tarafından aynı adla iki perdelik oyun haline getirilen Karabibik, 18. Karabibik Şenlikleri (2013) kapsamında 22 kişilik Beymelek halkı tarafından sahnelenmiş. Oyunda kimler rol almamış ki: Beymelek Belediye Başkanı Osman Güngör ve eşi Aliye Hanım, Demre Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Haydar Yalçın başta olmak üzere okul müdürleri, öğretmenler, emekli Yarbay, mühendisler, çiftçiler, turizmciler…

Karabibik (2013) (Kaynak: www.gunhaber.com.tr)

Kaynaklar:

  1. Karabibik (Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, 2019)
  2. Vikipedi “Karabibik”
  3. Mehmet Halil Sağlam “Karabibik Hikâyesinde Sosyokültürel Tespitler”
  4. Ahmet Acar, Doğa Haber Ajansı “İlk gerçekçi köy romanı ‘Karabibik’ tiyatro oyunu oldu”
  5. Zehra Onat, Zaman Kültür “Sahnede Karabibik var!”
  6. Mustafa Koç, Antalya Körfez “İlk köy romanı Demre’de yazıldı”
  7. Haberler “Karabibik’in Taş Evi Turizme Açıldı”
  8. Paramezat “Türkiye’de Yazılmış İlk Köy Romanı”
  9. Gün Haber “Karabibik sahne alıyor”
  10. Aslıhan Keleş, Academia “Nabizâde Nazım’ın Hasba ve Karabibik Eserlerinin Önsözleri ile Realizm ve Naturalizm Akımları Etkisinde Yazılmış Zehra Romanının İncelenmesi.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.