Neden böyle bir site…

20 Haziran 2020, Ankara

Övecler_Okumalar

“Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim.

Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.”

Konfüçyüs

Yaşam boyunca biriktirir, biriktirdikçe de zenginleşir, gelişiriz. Edinilmiş bir bilgiden sonra artık hiç bir şey eskisi gibi olmaz. Bildiğimizi ne geri bırakmamız mümkün olabilir ne de atıp kurtulmamız. Onu alır, işler ve bir sonraki bilgiye taşırız. Kullanma yöntemlerimize göre değer de alır bu bilgiler bir şekilde, yararlı ya da zararlı deriz. Bu da göreceli bir durumdur elbette. “Neye göre, kime göre, hangi zamana, hangi yere göre…” Hatta hangi edimin sonucu ya da hazırlayıcısı olduğu durumu bile bu değerlerin yönünü değiştirir.

Ben de Halimce Bedreddinem - Radi Fiş

“Bir yüktür okumak” başlıklı yazımda “okuma” özelinden bilginin birikim ve değerlerini aktarmaya çalışmıştım. Oysa sadece okuyarak birikmez bilgiler. Beş duyu organımızın her birinden binlerce bilgi akar dimağımıza. Bunlar, beynimizin kıvrımlarında birer salt bilgi olarak depolanırsa da, ihtiyaç duyulduğunda işlenmek ve bir çıktıya dönüşmek üzere imalathaneye gidecek şekilde hazırda beklerler. Bu yerlerin biri akıl diğeri de yürektir. İkisi de hem başlı başına bir atölye hem de birbirilerini kontrol eden süzgeçlerdir. Bunu Radi Fiş’in Ben de Halimce Bedreddinem’inde keyifle okuruz.

Birikimler bu süzgeçlerden geçerek mutlaka bir şekilde çıktıya dönüşür ve bizden çıkan bilginin bir başkasında anlam arayışı başlar. Üstelik de birer birer olmaz, binlerce yöne dağılan bu bilgiler yine bir başka binlere taşınarak bayrak yarışı misali dolaşır bütün insanlığı.

“Değişik bir matematiği var. Senden bir şey gidiyor ama azalmıyor. Karşıda da bir şeyler artıyor ama dolmak yerine boşluğu derinleşiyor”.

Kısa süreliğine marjinal faydası yüksek olan bir edim, zamanla toplam faydasında zarara dönüşebilir ya da tam tersi olabilir. İşte burada edimlerin yaslanması gereken bir başka unsur devreye girer: Ne için biriktiriyoruz, ne için kullanacağız bu birikimleri?.. Bunun gibi amaç hedefli soruların cevapları bir açıdan bizim ana omurgamızı oluşturur, yol haritamız, işaret levhalarımız, sokak lambalarımız olur.

Sadece güç odaklı, kazanım hedefli olan ve bunun için her yol ve yöntemi kullanmayı meşru ve kendine hak gören bir anlayış için bilgi, saklanılması, karaborsacı bir anlayışla pazarlanması gereken bir meta olurken; bilginin insanlığın ortak bir kazanımı, paylaşma ve dayanışmaya esas bir olgu olduğunu düşünenler içinse insanları birbirine yaklaştıran, bağlayan, birbirine görev ve sorumluluk yükleyen bir emanete dönüşür.

“Kendimizde tutamayacağımız, saklayamayacağımız kadar bizi rahatsız eden, etmesi gereken bir görev. Bildiklerimizin bilmek isteyenler için bulunmaz bir hazine olduğunu unutmadan. Almak için çabaladığımız kadar, bunu dağıtmaya çabalamak da onurlu bir görev.”

Her okuduğumuz, gördüğümüz, izlediğimiz, dinlediğimiz, tattığımız maddi unsurlar her bir insanda farklı anlamlar taşıdığı gibi, akıl ve yüreklerde işlenerek birer özgün ürüne dönüşür. Bunu da ya konuşarak veya bir davranış biçimi oluşturarak doğrudan aktarır ya da yeteneklerimiz ve heyecanlarımız doğrultusunda ürünler aracılığıyla sunarız.

İnsanın ilk ortaya çıkışıyla başlayan üretim süreci insanlığın bitimine kadar da devam edecek. Tarihi gözümüzün önüne getirince binlerce yıldır ne kadar çok bilgi ve bilgilere dayalı ürün biriktirdiğimizi görüp dehşete düşeriz. Ortaya çıkan her bilgi akıp giden zaman içerisinde, bulunduğu andan çok öteye gidip binlerce yıl sonrasındaki bir eylemin tetikleyicisi olarak hâlâ varlığını sürdürür. Çünkü bütün bilgiler kendi zamanında kalamayacak kadar özel ve anlamlıdır.

Zaman kavramı kadar önemli bir husus da coğrafyadır. Dünyamız küresel bir çağda her ne kadar küçülmüş gibi görünse de hâlâ daha çok büyük. Bir bölgede uzun yıllardır işe yarayan bir bilgi bir başka yörede bilinmiyor olabilir ya da onu farklı bir anlama bürünmüş bulabiliriz.

Yaşayamadığımız zamanlarda ve gidemediğimiz coğrafyalarda bizler olamasak da bilgiler çoğalmaya, her bilgi de ürüne dönüşmeye devam eder. Paylaşım ve aktarımda burada kendini gösterir işte. Bunların bulunduğu zaman ve yerde kalmaması, bu bilgileri merak edenlerin de bu bilgilerden haberdar olması insanın varoluş gereklerinden biri. Okuyanlar okuduklarını, dinleyenler duyduklarını, izleyen gördüklerini, gezenler de deneyimlediklerini ortaya dökmek durumunda ve zorundadırlar.

Bilgilerimizi paylaşırken tereddütsüz kabul etmemiz gereken bir şeydir, hiçbir bilginin boşa gitmeyecek olması. Nasıl ki çağlar ötesinden gelen efsanevi bir bilgi günümüzde dahi onlarca kitaba esin olup, onlarca filme dekor olabiliyorsa, hayalimize bile yeni düşen bir cihazın fikri yüzyıllarca önce ortaya atılmışsa; bugünkü paylaşımların da yarının bilgilerine öz olması kaçınılmazdır.

Paylaşımlarımızın nerelerde neleri harekete geçirdiğini kim bilir? Dinlediğimiz bir melodinin başka bir yüreği titretip melodisine ilk nota olabileceğini, dolaştığımız bir sokağın, gördüğümüz bir mekânın hangi gezgin adımları oraya sürükleyebileceğini, okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz filmlerden süzdüklerimizin onu arayanlara yol tabelası olabileceğini ya da tanıdığımız bir insanın nasıl büyüyerek kitlelere dönüşebileceğini…

Hepimizin tavır ve davranışlarını oluşturan, yaşama ve düşünce biçimimizi en başından beri saat saat, gün gün şekillendiren, akıl ve hislerimize kendi özgünlüğüne ulaşıncaya kadar kılavuzluk yapan, yol arkadaşlığı eden hep bir önceki bilgi değil midir? Genlerimizle gelen kodlu bilginin dışında kalan bütün bilgileri dışarıdan alırız. Bilmediğimiz her bilgi bu yüzden kıymetlidir. Çok şey değiştirmeyebilir belki ama dokunduğu yer eskisi gibi olmayacaktır.

Konfüçyüs’ün paylaştığım meşhur sözünde dediği gibi ben de herkes gibi önce “öğrenmeye çalışıyorum”, son günüme kadar da öğrenmeye devam edeceğim. Zira hala okumaya, dolaşmaya ve dinlemeye devam ediyorum. Bahsettiğim gerekçelerle anlamlandırmaya çalıştığım edinimlerimi de “paylaşmayı seviyorum”. Konfüçyüs söyleyebilir de “öğretmek” çok iddialı bir cümle, ben bunu kullanma hadsizliğine düşemem.

İşte tüm bu niyetlerle edindiklerimi aktarmayı hem paylaşımcılık adına ortaya dökmek, hem bilginin mülkiyeti konusunda safımı belli etmek, hem bir yerde belki bir işe yarar diye, hem de başkaları ile birlikte kendime notlar oluşturmak niyet ve çabasıyla böylesi bir aktarım yolunu seçtim: Okuduğum kitap, dergi, gazete, katalog gibi kaynaklardan edindiklerimi oku’yorum; keyifle izlediğim, izlenilmesini tavsiye edebileceğim filmler, tiyatro oyunları, opera ve baleleri, vb. gösterileri izli’yorum; müzik albümleri, tek parçalar ve seslere dair bütün güzellikleri dinli’yorum; gezip gördüğüm şehirleri, mekânları, eserleri, tanıdığım yurdum insanlarını gezi’yorum; becerebildiğim ölçülerde kalemimden dökülen anıları, günleri, hislerimi de yazı’yorum başlığı altında paylaşmaya çalışacağım.

Bütün bu uğraşlarda en büyük destek dost gönüllerin fikir açıcı uyarıları, yorumları ve katkıları olacaktır. Dilerim eksik etmezler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.