Müfide Kadri (1889 – 1912)
Kitap Okuyan Kadın

Okumaya dair bir disiplin: Yazardan eserine…

22 Ağustos 2020, Ankara

Okumalarımı genellikle ya bir yazarı/şairi alıp bütün eserlerini tüketmek üzerinden ya da tematik anlamda yola çıkıp onu anlamlandıran ne varsa ulaşmayı düşleyerek yapmaya çalışıyorum.

Yazar/şair üzerinden yaptığım okumalarda ilkesel olarak öncelikle yazarı/şairi tanımaya çalışıyorum. Bunun eserleri anlamada, ruhunu yakalamada önemli olduğunu düşünüyorum. Ortaya konulmuş her eserin yaratanının yaşadıklarından ya da yaşayamadıklarından, acılarından, sevinçlerinden, düşlerinden, özlemlerinden bir şeyler taşıdığına defalarca tanık oldum. Bazen bir romanın kahramanın aslında yazarın kendisi olduğunu, şiirin mısralarına gizlenmiş düşlerin aslında gerçekten geldiğini anlayıverdim böylece.

Eserlerden kişiye her zaman yol çıkmasa da saklayamayacağı kadar bir ilinti de barındırır. Bir çok okur için çokta gerekli bulunmayabilecek bu ilişki benim okuma disiplinimi derinden etkileyen bir tutum olmuş, yol haritamın başlangıç noktasını oluşturmuştur. Jules Verne’nin neden bu tip hikayeler yazdığını, Edith Nesbit’in baba özleminin o çocuk romanlarına nasıl serpiştirdiğini, Bernardin de Saint-Pierre’in neden kitabına “Paul ve Virjin” adını verdiğini, Puşkin’in şiirlerinde ki gizli aşkı, Fitzgerald’ın Benjamin Button’ın evlenmesinde önüne koyduğu engelin aslında kendi yaşamındaki bir engel olduğunu, yaşamını okuyunca yakalayabiliyorsunuz. Kitaplar sanki konuşuyor benimle böyle olunca. Sırlarını biliyor olmaktan kaynaklı bir samimiyet, bir sıcaklık oluyor aramızda. Satır aralarında birşeyler fısıldıyorlar bu tanışıklıktan kaynaklı. Seviyorum bu halini kitapların, daha özgür oluyoruz.

Tematik okumalarımınsa aslında temelde bir önceki okumalardan çok farkı yok. Daha karmaşık, daha kapsamlı görünse de birarada duruştan başka bir şey değil. Böylesi okumalarda tanıdığım o kadar çok kişi oldu ki. Farklı bir zamanda onları tanıma şansım olmayabilirdi. Bir çok yazar, şair, çevirmen hatta okumaların devamında yönetmenler, oyuncular, müzisyenler girdi yaşamıma. Bir çok kitap, dergi, film, video, albüme rastladım yol boyunca. Yeni bir okumalar, izlemeler, dinlemeler başlatabildiği gibi yola çıkartıp seyahat başlatan dahi oldu.

Köy Enstitülerini okumak mesela böyle bir şeydi. Bu Enstitülerini tanımak ilk başlarda ansiklopedik bir kaynak taraması gibi gelmişken Hasan Âli Yücel, İ. Hakkı Tonguç olmazsa olmuyor, konuk ediverdim dünyama. Sonra bir baktım kapıdan Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın derken bir sürü kişi doluşuverdi içeri. Sonra onların öğrencileri, arka saflarda onların etkiledikleri derken muazzam bir kalabalıkla tanıştım.

Nobel ödüllü yazarları okumak nasıl bir şey olurdu diye bakınırken, Nobel Ödülü’nün kendisi bile başlı başına bir dünya oldu. Ya arkasından gelen Sully Prudhomme kimmiş merakı. Bir akım çıkıverdi karşıma Parnasizm diye, onun Türk Edebiyatı’na yansımaları derken izlerde kayboluverdim.

Hele ki bir Puşkin okuma merakı yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Puşkin Yunan hümanizmasına, o beni Heredot’a götürdü, oradan yollar Sümer mitolojisine uzadı, baktım ki ilk bilgi heyecanıyla Mu kıtasına gelmişim. Hadi oradan bir daha toparlayayım dedim başaramadım attım aşağı kendimi Şamanlar kurtardı beni sanırım düştüğüm yerden. Yaşadığım yere ve zamana dönerken akıp giden o kadar çok şey oldu ki bir kısmının ismini duyabildiğim çoğundan o kadar bile iz kalmadı. Topladıklarıma bir baktım o ara herhalde Edebiyatçı olmayıp bu kadar Puşkin kaynağına sahip nadir insanlardan oluverdiğimi farkettim. Ülkemizde Sümer temalı tek objeyi Kültür Bakanlığı’ndan alıp raflarıma koymuşum.

İyi okumalar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.