Osman Hamdi Bey
“Okuyan Genç Emir” (1878)

Yüktür okumak…

18 Aralık 2019, Ankara

Bir yüktür okumak başlı başına. 

Tatlı bir yük ama.

Taşıması bir zorluk getirmese de ağırlığı çok fazla. Her bir harf kilolarca, her bir cümle tonlarca çekiyor. Paylaşılınca rahatlık vermesi bundan belki de zihne, ruha. Değişik bir matematiği var. Senden bir şey gidiyor ama azalmıyor. Karşıda da bir şeyler artıyor ama dolmak yerine boşluğu derinleşiyor.

Bir de sorumluk yüklüyor okumak insana. Kendimizde tutamayacağımız, saklayamayacağımız kadar bizi rahatsız eden, etmesi gereken bir görev. Bildiklerimizin bilmek isteyenler için bulunmaz bir hazine olduğunu unutmadan. Almak için çabaladığımız kadar, bunu dağıtmaya çabalamak da onurlu bir görev.

Bilgi hiç kimsenin reddedemeyeceği bir güç. Yaban ellerde bu kötü bir silaha dönüşürken, gönül insanlarının heybesinde bölüşülecek nimet oluyor. Bize düşen de bu heybeyi taşımak.

Öğrenmeye, anlamaya çalışmanın bir yolu olsaydı o kadar kolay olurdu ki her şey. Alacağımız yer, bırakacağımız yer belli olurdu ne güzel. Ancak, bu hiç mümkün olmayacak. Bugüne kadar yaşamış milyonlarca insanın üzerine halen yaşayanları da eklediğimizde nasıl korkunç bir anlama, öğrenme, bilme yöntemi ortaya çıkıyor. Zira her bir insan ayrı bir felsefe üretiyor, dolayısıyla da her biri apayrı bir anlama ve anlatma biçimi geliştiriyor.

Böylesi bir niyetle okuduklarımı, okuduklarımdan anladıklarımı ve altı çizilesi yakaladıklarımı buraya taşımaya çalışıyorum. Ve her okuma bana “bildiğin tek şey hiç bir şey bilmediğin” diye haykırıyor…

Benim de anlama, öğrenme yöntemim bu kendimce. Okuduğumdan edindiklerim kadar paylaşırken de öğrendiğimi düşünüyorum. Konfüçyüs’ün dediği gibi “Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.”

Öğrenirken bir takım kendimce yol ve yöntemler geliştirdim ben de yol boyunca:

Kimi zaman edebi bir eseri anlayabilmek adına onu ortaya çıkaranı tanımak gerektiğine inanarak, yaşam öyküsünü bilmeyi, yaşamı içerisinde de sırası geldikçe eserlerini okumayı seçtim buna “İSMEN OKUMALAR” diyebildim. Gereksiz okumalarla zaman kaybettiğim fikrine kapılınabilir ancak bu gereksizliği fark etmek için de okumak gerektiği inkar edilemez.

Kimi zaman da bir küçük heyecan beni bir tarihsel olay, bilimsel çalışma, dinî motifler, mitolojik gizemler gibi  onlarca merakın kapısına getirdi, içeri girince de çıkması kolay olmadı. Matruşka gibi sandık içinde sandık çıktı merakımı tüketene kadar gitmeye çabaladım bunun adına da “TEMATİK OKUMALAR” diyebildim. Bu konuda da zaman zaman yolumu kaybettiğim oldu, dibini göremeyince belki korkudan belki yorgunluktan olanla yetinmeyi seçtim, devam edemedim. Zaman zaman da beni o kapıya getiren merakın aslında çok daha farklı olduğunu fark edip, başladığım niyetle hiç ilgisi olmayan bir yerden çıkıverdim.

Yola çıkılmayınca bilinmeyen bir büyülü derya, bilgi… Sıvadık paçaları Dede Efendi misali girmeye niyetlenerek, su değebilse topuklarımıza kârımız olacak, daldık demek haddimize mi…

Aganta burina burinata…

İyi yolculuklar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.